Alpay Aksayar - Oyun Bozan

OYUN BOZAN

 

 

Zamanın mekânı yuttuğu bir akıştayız. Her şey elimizden kayıp gidiyor sanki. Tüm kurguların ölümü. Yaşadığımız acı iç yakıcı iniltiler arasından yükseliyor. Halbuki ne de güzel düşünmüştük dünyamızı, aklımızın evrenselliğinin egemenliğinde. Her şey kurduğumuz gibi bozulmadan duracaktı. Oysa belleğin yığılı olduğu her şeyin yığıntıya dönüştüğü bir dönemde, geçmişin ayak izlerini acı olarak yaşadığımız zamandayız. Sessizce, bizi bekleyen toz duman içinde. Yaşam bundan sonra eskiye dönebilecek mi? Tekrar şiir yazılabilecek mi, sanat yapılabilecek mi? Bilgimizin gücüyle yükselttiğimiz zamanların çocukları olarak, kendi taşlarımızın altında kaldık. Rasyonelitenin avutucu gücünde, içine yerleştiğimiz düzeni, düzemememişiz ki üstümüze yıkıldı. Ütopya olarak kurduğumuz bir distopyanın içinden çıkmaya çalışıyoruz tüm çığlıklarımızla.

İnsanın trajedisi bu, hem unutmak, hem de unutmamak. Unutmak istemediğimiz geçmişin izleri nerelerde, acı dolu anıların bozuk siyah beyaz arşivinde mi, yoksa hikayelerin sıcak, renklerin yumuşak uyumunda mı? Hayat devam ediyorsa hikâye de devam edecek elbette. Vicdanımızı kaybetmeden gözlerimizi umudun, renklerin en güzel izlerine bırakarak. Yaşadığımız zamanın derin karanlığından çıkmak için daha çok renge daha çok imgeye ihtiyacımız var. Varoluşumuz bu yok oluşun içinde canlanacak. Artık kahramanlara değil, anti-kahramanlara ihtiyacımız var. Ne ütopik, ne distopik, başıbozuk kahramanlara…

Alpay Aksayar’ın Başıbozuk serisinin figürleri tarihsel belleğin esinlenmelerini kendince ti’ye alan duruşuyla bizi ortaklaşa akla yaklaştırırken bir anda ‘boş ver be kardeşim kendince yaşa’ sıcaklığına çeken alegorik bir savrulmanın ortasına düşürüyor. Geçmişi ister etnografik ister artistik tarayın bu figürleri sizi kendisine uzaklaştıran değil yakınlaştıran bir dramatizasyon içinde bulacaksınız. Zamanın içinden çıkıp gelmiş izlenimi veren bu karakterler, yaşadığımız akış içinde mekânın zamanı yuttuğu, tarihin bir dönemine sıkıştırılmış değil. Tarihin birçok zamanını, mekânını, hafızasını üstünde taşır halde sizi karşılayacaktır. Ona karşı artık siz de salt aklın süzgeciyle değil, oyunun neşesiyle bakmaya başlayacaksınız. Nasıl insan oynayabildiği zaman insandır denildi ise en trajik zamanda bile oyun becerimizi, o çocuksu saflığımızı bize hatırlatan görünüşler aklını başına al diktesinden kurtaran oyunbozan karakterler haline dönüşecektir.

Oyunu bozan başıbozuk tiplere daha çok ihtiyacımız olduğu zamanlardayız belki. Sarkastik, bize ‘gelsene buraya ne yapıyorsun orada kendini bilmiş halde’ diyen figürlere. Neşeli, hayatın ciddiyetini vicdanıyla hisseden ama çokta ciddiye almayan. Realiteyi bir araç gibi kullanan ama irrealite ile sürrealite arasında salınan bu figürler, içine yerleştirildikleri espasın tanımsızlığıyla aidiyetini bir yere değil her yere kurabilen karakterlere dönüşmektedir.

Resmini oluştururken kurgusal aklı ciddiye alan sanatçı, eserini seyirciyle yüzleştirirken tam tersi onun tüm kurgularını bozmasını talep etmektedir. Küçük aklıyla vadedilen cennette olduğunu zanneden insana karşıdan bakarak ona alaysı bir ifade ile ‘sen de gel buraya oyuna katıl’ der gibi keyfi yerindedir. Tüm bunları aklıyla kurgulayan bir insanın ciddiyetiyle değil kendini mutlu olmaya adamış hedonistik bir karakter ifadesiyle yapmaktadır. Oynamayı seven, komik, ironik. Bir tarafı sanatçının yetiştiği coğrafyanın izlerini taşıyan Anadolulu ama daha çok eklektik bir Gargantua gibidir.

Karakter yaratmak zordur ister yazarken ister oynarken ister çizerken. Çizerek yaratılan karakterin rengini de düşünmek zorundasınızdır. Renk, duygu olduğu kadar yurttur da, dili ve yeri gösterir. Karakterinizin dilini ve yerini sürrealistik bir zaman mekân içinde yaşatıyor iseniz tek renkli, tek dilli değil birçok dilin yersizliği içine koymalısınız. Yoksa bakış açınız renk merkezli bir görmenin parçası olabilir. Alpay Aksayar karakterleri, çoğunlukla sakin tonların hâkim olduğu atmosferde tam tersi çok renkli görünüşler içindedir. İnsan merkezli bir kurgu ile yaratılmış doğanın, insan tarafından kendisini başıbozuk biçimde o kurguya yerleştirmesidir. Oyunu anlayan ama oyuna kendi oyunu ile katılan harici değil, dahili olandır. Artık oyun yeniden başlamalı, geçmişi kucaklayan zamanın izlerini üzerinde taşımanın sessizliğinde ama yaşadığı zamanın mutlu, neşeli oyuncuları olarak, güler yüzlü, insanca…

 

Oyunu bozan olmak için boynubüküklerden değil, başıbozuklardan olmak gerekir…

   Halkan DEMİR